DOKSAN-BEŞE DOĞRU

DOKSAN-BEŞE DOĞRU

Bir devr-i şe’âmet: Yine çiğnendi yeminler;

çiğnendi, yazık, milletin ümmîd-i bülendi.

Kânun diye, topraklara sürtüldü cebinler;

kânun diye, kânun diye, kânun tepelendi…

Bîhûde figanlar yine, bihûde enînler!

*

Eyvah! Otuz-üç yıl o zehir giryeleriyle,

hüsranları, buhranları, ehvâli, melâli,

âmâl i devâhîsi, ve sulh u seferiyle

bir sel gibi akmış, mütevekkil, mütehâli…

Yazsın bunu târih-i iber hatt-ı zeriyle!

*

Ey bir dem i rûyâ gibi geçmiş karagünler,

bir lahza edin seyr-i cahîmînizi tekrâr;

dönsün bize mâzî, o derin nazra i mugberr…

Heyhât! Otuz-üç yıl, otuz-üç yıl bütün ekdâr:

heyhat!.. Ne bir ders, ne bir fikr-i mukarrer!

*

Silmez fakat elvâhını târih-i muânid;

Doksan-Beşi aç: Gölgesi bir tâc-ı harîsin

saklar mütelâşî, mütereddid, mütemerrid

evzâ-i şeb engîzini bir bûm-ı habisin.

Hâlâ o vesâvis, o desâyis, o mefâsid!

*

Hâlâ o şebin zeyl-i temâdîsi bu ızlâm;

hâlâ o cehâlet, o tecâhül ve o techîl;

hâlâ vatanın hıssası bir tûde-i âlâm;

hâlâ düşünen başlara hep latme i tenkil;

hâlâ sırıtan dişlere hep lokma-i in’âm.

*

Hâlâ tarafiyyet, hasebiyyet, nesebiyyet;

hâlâ «Bu senindir, bu benim!» kısmeti cârî;

hâlâ gazab altında hakıykatle hamiyyet…

Hep dünkü terennüm, sayıdan saygıdan ârî;

son nağmesi yalnız: «Yaşasın Sevgili Millet!..».

*

Millet yaşamaz, hakka tahassürle solurken

«Sussun!» diye vicdânına yumruklar inerse;

millet yaşamaz, Meclisi müstahkar olurken

iğfâl ile, tehdîd ile titrer ve sinerse;

millet yaşamaz, mahşer-i millet boğulurken!

*

Kânun diyoruz; nerde o mescûd-i muhayyel?

Düşman diyoruz; nerde bu? Hâricde-mi, biz-mi?

Hürriyetimiz var, diyoruz; şanlı, mübeccel,

düşman bize kânun-mu, ya hürriyyetimiz-mi?

Bir hamlede biz bunları kahretdik en evvel.

*

Bir hamle-i mahmûm-i tegallüble değişdik

hürriyyeti şahsıyyete, kânûnu gurûra;

heyhât! Otuz-üç yıl geri düşdük, ve bu mühlik

yoldan şu nedâmetli ve gafletli mürûra;

bî şübhe o hummâ-yi cünûn oldu muharrik.

*

Ey millete bir sille olan darbe-i münker;

ey hürmet-i kânûnu tepen sadme-i bî dâd!

Milliyeti, kânûnu mukaddes tanıyan her

vicdan seni lağnetle, meeziletle eder yâd…

*

Düşsün sana – meyyâl-i tahakküm – eğilen ser;

kopsun seni – bir hakk diye – alkışlıyan eller!..

*

– 6 Kânunusâni, 1327 –

Tevfik Fikret
( 1867 – 1915 )

Rübâb-ı Şikeste ve Diğer Eserleri, S. 38-40



DOKSAN BEŞE DOĞRU

Bir uğursuz dönem gene:

Gene çiğnendi nice andlar;

Çiğnendi, yazık, ulusun yüce umudu!

Yasa diye topraklara sürtüldü alınlar;

Yasa diye, yasa diye, yasalar tepelendi…

Boş yere çığrı çığlık, boşuna bu inilti!

*

Vah olsun! Otuz üç yıl o ağulu ağlayışlarla,

Yitikler, bunalımlar, korkular, üzünçlerle,

Dilekleri belâları ve de barışı utkusuyle

Bir sel gibi akmış, boyun eğik, boşu boşuna…

Yazsın bunu altın yazısıyle öğretici tarih!

*

Ey bir düş demi gibi geçmiş kara günler,

O kara yangın gidişinizi bir an yineleyin de;

Dönsün bize geçmiş, o derin ve de küskün bakış…

Yazık ki! Otuz üç yıl, otuz üç yıl tüm acılar;

Yazık ki! Ne bir şey öğretmiş, ne bir düşünce!

*

Silmez ama yazdıklarını inatçı tarih;

Doksan beşi aç: Gölgesi bir taç delisinin

Saklar ivecen, çekingen, direngen

Bir kötü baykuşun karanlık gece işlerini

Hep o kuruntular, o oyun düzen,

o bozguncu kargaşa.

*

Hep o gecenin sürgit benzeridir bu karanlık;

Hep o kara bilisizlik, o bilmezlik,

bilmez saymak herkesi;

Hep o bir yığın üzünç vatanın payı;

Hep o, düşünen başlara tepeleyici tokat,

Hep o, sırıtan dişlere hep susturucu lokma!

*

Hep o, yan tutma, soydan soptan yana olma;

Hep o, “Bu şenindir, bu benim!” ortaklığı ayakta;

Hep o, öfke ezer gerçekle yurtseverliği…

Hep dünkü türküler, sayıdan, saygıdan boşanmış;

Son nağmesi yalnız: Yaşasın sevgili ulus!

*

Yaşamaz ulus, hakkı özleyip solurken,

Sussun diye vicdanına yumruklar inerse;

Ulus yaşamaz, horlanırken kurultay

Aldatılıp, korkutulup titrer ve sinerse;

Ulus yaşamaz, ulusun toplum özü boğulurken!

*

Yasa diyoruz; nerde o secde edilesi düşsel varlık?

Düşman diyoruz: Nerde bu? Dışarda mı, biz mi?

Özgürlüğümüz var, diyoruz, şanlı, yüce;

Yasa mıdır bize düşman, yoksa özgürlük mü?

Bir atılışta biz bunları yok ettik en önce.

*

Gözü dönmüş zorbalığın atılımıyle değiştik

Özgürlüğü kişisel güce, yasayı benlik duygusuna;

Yazık ki! Otuz üç yıl geri düştük ve bu sakıncalı

Yoldan şu pişmanlık dolu, uyur uyanmaz geçide

Kuşku yok o delilik ateşi itti bizi.

*

Ey ulusa atılan o yadsınası tokat!

Ey yasalara saygıyı tepen o zalim çarpıntı!

Ulusun varlığını, yasayı kutsal tanıyan her

Vicdan seni kargıyıp, alçaltarak anar…

*

Düşsün sana -zorbalığa yatkın- eğilen baş,

Kopsun seni -bir hak diye- alkışlayan eller!

Bugünkü Türkçe ile, Tevfik Fikret’in

deyişine bağlı kalarak söyleyen:

Ceyhun Atuf Kansu ( 1919 – 1978 )

KAYNAK: http://www.siirparki.com/tevfik14.html

Görüşlerini Önemsiyorum, Yorum Yapmalısın!