Öyle Bir Haldi’nin Otopsisi

Öyle Bir Haldi’nin Otopsisi

Kitabı elime almama neden olan siyah kapağın üstündeki soluk fotoğraftan yola çıkarak adeta depresif hali sezinlemiştim. Arka kapağın birkaç mısrasına göz gezdirdikten sonra sezgimin isabetli olduğunu anladım. Okuduğum kısımlarda, iskeleti oluşturan kelime; aşk. İskeleti yapı taşlarında ise hicran ve vuslat var. Hicranını getirisi hüzün umutsuzluk ile öylesine mayalanmış ki ayrılmaz yapı teşkil ediyorlar. Özlem duygusu ise sık sık vuslatın arzulanışı ile kesişiyor. Lakin vuslatın gerçekleşmeyeceğine dair umutsuzluk, vuslatı hayalileştirmiş. Hicranla başlayan ruh hali yazarın tasvir etmeyi amaçladığı noktalardan birini oluşturuyor. Sözcüklerin sıralınışı, zıtlıklardan beslenme, soyut-somut geçişkenlik kalemi kuvvetlendiren unsurlar. Yazarın kalemin özgün kılan noktalardan biri ise belirsiz bir silüete sahip keskin vücut hatları bulunmayan bedenlere bürünen duygular ve bir iki eylem. Aşk; hicran, vuslat bunlardan birkaçı. Yazarın hicran temelli aşk tasavvurunda hayalileşen vuslat bedene bürünüp ansızın çıkıp geldiğinde yazarımız hiç memnun olmuyor. Arzuladığı ile karşısında duranın benzeşmemesi onu kırıyor ve sinirlendiriyor. Bu noktada zikretmek lazımdır ki yazar içinde bulunduğu ruh halini o kadar benimsemiş ki vuslatın, hicranı bitirdiğini dolayısıyla kendisinin yaşama sebebinin kalmadığını söylüyor.

Satırlara, cümlelere, sözcüklere temas ettikçe anlatılan ile anlatış anı arasında boşluklar yakalıyorum. Kitabın adına dahi yansımış bu geçmiş zamanı anlatma artık özel olayların ve tekil karakterlerin değil, git gide katmanlaşarak ayrı bir mahiyet kazanan duyguların, ruhtaki ağırlığından kaynaklanıyor. Kaldırılamayacak ağırlık artık kendini kısa kısa içsel konuşmaların dönüştürülmüş hali şeklinde dışa vuruluyor. Belki de yer yer yazılmış yazıların toplamıdır. Ama şahsi görüşüm bu noktaları gün yüzüne çıkarmak yazarın canını acıttığı kadar aştığını da gösteriyor.

Bir cevap yazın