Bozkırın Tezenesi

Bozkırın Tezenesi

Geçtiğimiz günlerde (25 Eylül) büyük bir ustanın aramızdan ayrılışının 7. sene-i devriyesinde kendisini saygı, minnet ve özlem ile andık. Abdal geleneğinin takipçisi Neşet Ertaş, acı ve derdin bağlama tellerine sindiği; özü ve sözü bir “Garip” idi.  O’nun bağlamasında nota yoktu, parmak yüreğin emrindeydi. O’nun bağlamasında usta aşk idi. O’nun bağlamasında dile getirilen; gönül coğrafyasının acısı, derdi, hüzünü ve neşesi idi.

Neşet Ertaş bizlere bugün tekrardan “Anadolu İnsanı”nı hatırlatmaktadır. Anadolulunun vakur duruşu, dertli bakışları, yüzünde belirginleşmiş kırışıklıkları bir yaşam mücadelesinin ve irfanın tecellisidir. Anadolu Türkleri, binlerce senelik yaşanmışlıklarını sözle ifade ettiler. Her sözün anlattıkları gönülden gönüle aktarılmış duyguların ifadesiydi. Neşet Ertaş her sözü ile halkımızın irfanını plaklara, kasetlere, sahnelere taşıdı. O’nun Anadolu’nun ucra köşelerinden getirdikleri, bağlamasının tellerinde tekrardan var olurken aslında bizlere unuttuğumuz benliğimizi hatırlatıyordu.

Abdal geleneği, “irfan kültürünün” başka bir deyişle “epistemoloji metodunun” söz ve saz ile oluşturulmasıdır. Oluşan bu gelenek; bizlerin yaşama biçimini, yaşama bakışını, değerlerini hem yansıtıyor hem de oluşturuyordu. Bugün günden güne azalan Abdallık/Ozanlık geleneği ile kaybettiğimiz binlerce senelik tecrübenin sözsel dönüşümü olmak ile beraber toplumsal benliğimizdir.

Bizleri biz yapan değerler bütününe her ne kadar uzaklaşsak da yaşamın getirileri arasında yürek hep bir bağlama sesi aramakta, yanık bir türküye hasret kalmakta… Bizlerin yüreğimizde biriktirip söze dökemediklerimizi, söze döken Ozanlarımızı saygı ve minnet ile anarım. Adlarıyla var olsunlar!

27.09.19tarihinde Günlük Ticari, İktisadi ve Siyasi Haberler Gazetesi Ticari Hayat’ta yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın