29/02/2020

03.02.2020 – belirsiz

Hafif rocka kayan ezgilerin ahenginin geleneksel kipler ile birleşmesinin sarsıcı yankısına zihnimin duvarlarında rastlamak birçok bağıntısız imgeyi kesiştiriyor. Zihnim dalgalanıyor, yüreğim gitgellere sahip lakin vücutsal bütünlüğümün sarsılmasına rağmen her şeyi algılayacak kadar berrak bir zihne sahibim. Aslında kendime itiraf ettiklerimin çarptırılmış örneklerine fazlaca rastlıyorum sadece. Rastlantısal gibi görünen birçok şeyi sezgisel olarak öngörüyorum. Bir şeyler başka şeyleri çağrıştırıyor. Karmaşık işleyişler. Üçüncü bir gözün yorum eksikliği ile cebelleşiyorum. Kendi kendime yetsem de nereye kadar gidecek bu işleyiş? Her şeyin ötesinde ve berisinde masanın başında dışarıdan manasız gibi görünen sözcükleri sayıklıyorum belki de.. Nasıl oluyor da böylesine saçmalık dolu cümleler kusmama rağmen parmaklarım harfleri hatasız birleştirebiliyor? Enstürümantal esintiler pek bir şey ifade etmiyor beynimin sinir uçlarındaki ahenksiz uyuşmanın yanında..

 

Zamansızlığı barındıran cümlelerimin ard arda gelişi ne kadar günlük formatına uygundur emin değilim.. Bazı noktalar müzik notalarının simgeselliğiyle, bazı notalar yanmış bir metaldeki lekelerle, bazı noktalar gözdeki kararmaların belirtisi belli belirsiz siyahlıklarıyla, bazı noktalar suretin lekeleriyle, bazı noktalar da çeşitli renklerdeki damlalarla özdeşleştiriliyor. Metalin keskinliğine hiçbir şeyi değişmem. Hafif yakıcı hafif sızı barındıran temas; bakışların bağırda açtığı yarıklara eş midir bilmem. Efsunlu sözler işitince etkisinden çıkılır mı? Bağlamanın telleri arasında süzülüyor kah yere çakılıyor kah semayı deliyorum..

 

Manasız dalıp dalıp gitmeler mekandan ve zamandan soyutluyor beni. Tebessüm beliriyor yüzümde. Kardeşimle hayal ediyorum kendimi hem de kameranın kadrajında.. Cebimde krem, bilet, defter ve kalem beliriyor. Ne tuhaf dörtlü.. Bilemedim aynı cebe nasıl girdiler ve neden ellime iliştirildiler? Kırmızı bir şişeye sığar mı? Kimlikler neden bu kadar önemlidir.. Telefon ekranı neyi gösterebilir ki? Bekleyiş anlarında telefona temas eden parmaklar, ekrana kilitlenen gözlerden fazlasıyla rahatsız oluyorum. İnsanoğlunun beklemeye dahi tahammülü yok artık. Bekleyiş ve dinleme arasında sıkı bir bağ vardır oysa ki. Sükutun erdemini tadamamış niceleri göçecek bu gidişle.. Belki de ebedi bir susuşa ihtiyacım vardır?