28/02/2020

YOKSUL

Yönetmenliğini Zeki Ökten’in yaptığı, 1986 yapımı toplumsal içerikli bir film olan “YOKSUL” 80 sonrası Türkiye’sinin ekonomik iz düşümünü bir pasaj üzerinden gösteriyor. Pasajdaki iç çekimlerin aralıksız olarak devam etmesi (mekan-mesaj ikilisi) bizlere yine Zeki Ökten’in yönettiği “KAPICILAR KRALI”nı hatırlatıyor. Kapıcılar Kralı’ndaki kadar net bir sınıfsal temsile rastlamasak da dönem Türkiye’sini yansıtan bir puslu bir aynayı seyredalıyoruz.

Yoksul-Sülüman Bey (Patron); emek-sermaye ilişkisinin Türkiye gerçeğindeki yansımasını barındırmak ile beraber, Yoksul (Kemal Sunal)’un ve Sülüman Bey (Yaman Oktay)’in tiplemeleri bu yansımanın mikro bir kesitini oluşturuyor. Tiplemeler, karakter derinliğinden yoksun olmanın yanı sıra oyunculuk yeteneği bu tiplemeleri her birimizin karşılaşabileceği bireylere dönüştürüyor. Gündelik ve iş hayatının yapıp etmeleri arasındaki bireylerin birbirini algılaması ne ise filmde de bu algı sınırları hakim, tek bir farkla; 80’li yıllar gerçekliği ile..

Yoksun’un patronu ile ilişkisinin çelişkisi aslında hepimize tanıdık gelecek olan şu cümlede zirve yapıyor:

“ÇAY YOK! BOK İÇİN!”

 

Fakat tekrarlamak istediğim nokta bu puslu ayna seyri, alttan bir mesaj yollamak yerine izleyiciyi sanki o pasaja gelmiş bir müşteri gibi konumlandırıyor. Pasajdaki iş yerlerinin kimisinin duvarındaki posterler, çalan arabesk şarkılar, hafif meşrep ilişkiler, hayali ihracatlar, para sohbetleri, atari ve beyaz eşya satışlarının hepsiyle bir panorama sunuyor.

Kemal Sunal birçok filmde birçok farklı rolü oynamasının yanı sıra defaten izlediğimiz filmleri ile zihnimizin yerinde kültleşmiş bir tipoloji ile yer edinmiş durumda. Onun tebessümü sanırım hepimiz için hoş bir kare olarak belleğimizde saklanmaktadır. Fakat bu filmde fark ettiğim ince oyunculuk Kemal Sunal’ın yaptığı tiplemelerin özgünlüğü onların bireysel-sınıfsal-toplumsal konumunu içselleştirerek, replikle bütünleşmiş bir yüz ifadesi ile sunuyor olması. Dikkatli bir çaba ile; film boyunca neşeli, telaşlı, kararsız, öfkeli, düşünceli, sıkılmış hallerin hepsi ayrıntıları yakalanacaktır.

Leyla (Şehnaz Dilan) paragöz-dalavereci bir kadın tipi ile Yoksul ile geliştirdiği ilişkide Yoksul’un yine sömürülen taraftadır. Bu sefer sömürü duygusal temelli maddi bir kandırılma olarak karşımıza çıkıyor. Fakat Yoksul’un sömürülüyor oluşu benim izlenimim esnasında Yoksul’a acımama neden olmadı. Fakir edebiyatı bu sefer tutmadı anlayacağınız.. Çünkü, Yoksul’da fazlasıyla temiz bir tip değil. Esnaflar arası laf taşıyıcılığı ve nabza göre şerbet verişi ile de iyi bir şark kurnazı tiplemesi Yoksul’la sırıtmayacak şekilde bütünleşmiş hatta biraz sempatik bile duruyor diyebilirim.

Yoksul’un Avukat Bey ile iletişimi filmin sonuna doğru meyvesini veriyor 😀 Bu sonu öğrenmek için filmi izlemenizi tavsiye ediyorum. Yoksul’un dönüştüğü tipin gelişimi bir anda atlanmış olsa da sonucu gerçekçiliği yüzünden beğendim. Filmin gayet başarılı bir dönem filmi olduğunu söyleyerek yazımı burada (nokta)

 

KONU İLE İLGİLİ KÖŞE YAZIM İÇİN: http://www.ticarihayat.com.tr/yazar/BEYAZ-PERDE/2809