05/07/2020

24.11.2019 – 05.36

Güzel bir gün geçirdim. Buna ihtiyacım vardı. Uyanış. Sabahın öğlene çalan saatlerinde aniden üstünden çekilen yorgan gibi bir fark ediş. Ama nedense bu fark edişim rahatsız etmiyor çoğunlukla olduğunun aksine. Hurma meyvesinin, hafif pişmiş yumurtanın ağızda bıraktığı tat gibi.. Sadece bakışlarım nesnelere kitleniyor kısa süreli. Hafiften esen bir rüzgarın uzun saçlarımı dalgalandırdığı zamanları anımsatıyor. Bazı şarkılardaki…

Birkaç konuşma anlatımımı böldü. Saat fark etmeksizin anlatacak bir şeyleri olan birisini tanıyor musunuz? Ben tanıyorum. Bir adamın kalitesini sessizliği bozduğu cümleler belirler. Anlatacak bir şey bulamamak acıdır. Bu acıyı tatmamış bir arkadaş bizimkisi. Hakikaten anlatacak şeyleri olduğu için mi bilmiyorum ama her an bir şeyler anlatabiliyor. Bir şarkı nerelere götürüyor insanı. Gidilen yere göre şarkıya sövülebilir. Şarkıya sövmek de bir bakıma dolaylı bir özeleştiridir.

Bazı lakırtıları dinlemek sıkıcı olabiliyor. Yüzeysel analizler keyif kaçırabiliyor. Fakat dinlemenin erdemi için bile susulabilir. Aman adımlar kırmızı çizgileri aşmasınlar. Müdahale isteği doğuyor. Onu da aşacağımı düşünüyorum. Muhalifmişim bu arada. Yazılarım, cümlelerimde, sözcüklerimde.. YOO! Muhaliflik benim kimliğim değil belki sıfatım olabilir. Bir kere gündelik bir yakıştırmanın ötesine geçemiyor bu sözcük. Bir kere içinde inancı ve kudreti barındırmıyor. Ben muhalifliğe bile muhalifim.

 

Yemek faslı ne zaman önemli oldu ki ben de bugünlerde de ağız tadıyla yemek yensin. Çok yiyen insan düşünemez. Bedensel gereksinime bu kadar odaklanmak haz meselesi. Hazza karşı konumlanışım değişken. Provokasyona açık hazların örgütlü bir disipline sürecine tabi tutulması gerek diye düşünürken bugünkü bazı klasman farklarına tanık oluş mevzuyu biraz farklılaştırıyor. Yahu nasıl oluyor da bu hayattan zevk alabiliyorsunuz derken içinden geleni yapmanın farklı bir şey olduğunu anladım. Biraz da günlük yaşamakla alakalı. Mutluluğun formulündeki gereksiz görünen kritik madde gibi. Kısa ve basit.

Masumluk, aidiyet ve komiklik üzerine biraz  düşündüm. Ve sifonu çektim. Düşünceler kanalizasyona karıştı. İleride ummana açılıp, gökyüzünde beni seyredip barajları doldurduktan sonra şişelenip tekrardan bana satılabilir. Bilginin öz güveni farklı bir mesele. Mutluluk bilgisine vakıflık! Mutluluğu ıskaladığım için mutluyum aslında. Kendimi mi korudum yoksa korktum mu değişmekten? Öyle laga lugaya gerek yok. Duruşum ve fikirlerimin tutuculuğu üzerinden kendi mi sınırlandırmış olabilirim. Pişman değilim. Verdikçe var oldum. Kendimden vermiş miyimdir ki? Benliksel çatışma! Aşılabilirliği yine toplumsal adanmışlık da görüyorum. İdeolojik bağnazlıkta. İnançta ve cesarette. Bunlarda insanı insan yapan şeyler aslında.

Bazı şiirler okunurken, bazı şarkılar dinlenirken; okumanın ve dinlemenin nedenselliğini sorgulayabiliyor insan. Neden buraya geldim? Zihin karmaşık bir yapı ve bunlar da çağrışım meselesi. Her yeni gün yeni şiirler yazmak, yeni şarkılar dinlemek için dünden iyi, yarının yarınından kötü.. Gelecekte katmanlaşabiliyor.

İnsan dinleyeni oldukça anlatmaktan zevk alır. Tanıdımadığım delikanlı bir düşünür “şiddet, çaresiz ruhun haykırışıdır!” diyor. Melul ve manalı gözlerle bakanlara karşı sayıp dökmek gerekir. Herkes kovası kadar alır canım.

Kafam normal ve çalışmaya hazır sayılırken yorgunluk göz kapaklarında beliriyor. Yarın hayallerimin bir kısmını paylaşmak hoş olur. Rapor falan yazmam lazım. Bir de ders çalışmam. Zorlanıyorum. Günlüğü bile günlük şeklinde tutmayan birinden çok şey beklemeyin..10 tane Karacaoğlan şiiri hayatını ne kadar şekillendirebilir ki?

Haydi kalın sağlıcakla…

Tahakküm

Tahakküm Aranızda

View all posts by Tahakküm →