Rol Model Buhranı

Toplumsal değişimler bir anda gerçekleşmez. Her olay sürecin gelişimine katkı sağlar. Bir bütün olarak incelenmeyen değişim ve süreç yanlış yargılara ulaşmamıza neden olabilir.

Ülkemiz 1980 sonrası sadece siyasi olarak değil sosyal yaşam olarak da büyük bir dönüşüme tanık oldu. 80’li yıllarda başlayan arabesk müzik, babaların beyaz perdede boy göstermeleri, devamında televizyonların salonlarımıza girmesi ile toplumsal değişimizin ilk aşamasını tamamlamış olduk. 80 öncesi yaşadığımız travmanın dışa vurumunu arabesk müzik ile gerçekleştirdik. Dert, tasa ve melankolinin müzik ile birleşimi ahenkli bir uyuşturucuya dönüşmüştü. Artık toplumsal olaylar karşısında pasifize olmuş ve gelecek nesilleri apolitik zeminde yetiştirme kararı almıştık. Bu karar ile paralel gelişen televizyonların salonlarımızdan yaşamımıza girişini sağlayan unsur; pembe dizi karakterleri ile kendimizi özdeşleştiriyor oluşumuz oldu. Artık günlük yaşantımızda karşılaştıklarımız, odanın baş köşesinde duran kutunun anlattıkları ile kesişiyordu.

Aşk, dram, dert, üzüntü gibi duygular arabesk etkisinden çıkamamış olan halkımızda pembe diziler sayesinde içselleştirildi. Bu içselleştirme durumunun oluşturduğu talep ile yerli diziler yapmaya ve izlemeye başladık. Artık özdeşleştirdiğimiz karakterler bizlere daha çok benziyordu. Televizyon başına kitleniyor oluşumuz bir yandan da halkın ortak sosyal alanlarını daraltıyor, mahalle kültürünü bitiriyordu. Ortak sosyal alanlarımızın yok oluşu evlere hapsolmamıza neden oldu. İşte bu eve hapsolma durumu da toplumsal değişimimizin ikinci aşamasının başlangıcıydı. Ortalama bir çekirdek aile bu eve hapsolma durumunda çocuğuna bir oda tahsis ederek onun özel alanını oluşturdu. Toplumsal yaşam, eve sonrasında da odaya indirgenmişti. Çocuğun ailesi ile bir arada olacağı zaman televizyon açılıyor; ekranın karşısında pasif konumdaki izleyiciye yanlış rol modeller sunuluyordu. Diziler gerçek hayattan bir şeyler taşımalı ve izleyici ile bir bağ kurmalıydı. (Bu noktada televizyonun-dizinin tek başına suçlu olduğunu söylemek hata olur.

Her medya unsuru arz ve talep üzerine şekilleniyordu. Halk talep kısmını oluşturuyor ve medya unsurları ise bunu halka sunuyordu.) Sunulan dizi-program vs. ile bağ kuruyor oluşumuz günden güne yanlış rol modelleri de normalleştirmemize neden oldu. Artık kendisine sunulan her rol modeli (kendi yaşamı ile bağdaştırdığı taktirde) kolayca benimseyebilen bir toplumla karşı karşıyaydık.

Üçüncü aşama; dijital çağ unsurlarının (bilgisayar, bilgisayar oyunları, internet, sosyal medya, akıllı telefon…) topluma entegresi ile gerçekleşti. Dijital çağ unsurları ortak alanları paramparça etti. Ortak alanı gitgide azalan birey sosyalleşmesini ve doğru rol model seçimini nasıl gerçekleştireceğinden habersizdi. Bu habersiz olma durumunu gerçek yaşamına yansıttığı gibi bir de sanal dünyasına yansıttı…

Medya-Toplum ilişkisine dair bazı noktaları belirtmek istediğim bu yazı umarım sürecin kavranmasına yardımcı olur. 

09.08.19 – Ticari hayat

Bir cevap yazın