Şeyh Edebali Üzerine

Devleti, yöneten ve yönetilen sınıflar arasındaki salt çıkar ilişkisinin düzenlenmesi ve düzenleme işleminin kurumsal yapısı olarak yorumlamak onun doğumu esnasındaki acılı sancıya, yürüyüşündeki bocalamaya, delikanlılığındaki fevriliğe, olgunluğundaki vakurluğa, ihtiyarlığındaki sakinliğe, çöküşündeki debdebeye, ölümündeki donukluğa göz kapamaktır.
İlk ağlayışa, ilk adımın bozuk ahengine, haykırışa, yerinde konuşmaya, mırıldanışa, patırpıya ve acı sükûnet ile yükselen feryada kulak tıkamaktır.
Her ölüm, maddi varlığın toprağa karışımı ile topraktan yeniden doğumu müjdeler. Maddi doğumun yaşama tutunuşu manevi havanın solunumu ile gerçekleşir.

İşte, Anadolu’nun vatan oluşundan bir o kadar uzak; bir o kadar yakın, bir zamanda gezintiye çıkıyorum.

Anadolu Selçuklu Devleti son günlerini yaşamakta idi..
Moğol istilası ile tarumar olmuş Vatan topraklarında kaos hakim..
Anadolu’nun kuzeybatısında filizlenmeye yüz tutmuş çınardan, birçok kimse, habersiz..
O çınar ki beşeriyetin çağ değiştirmesine neden olacak..
O çınar ki büyürken kıtalara kök salacak..
O çınar ki çerilerin tekbirlerini, akıncıların naralarını duyana lerse-resan olacak..

Bu çınarı Bilecik dolaylarında filizlendiren ve sonrasında cihanşümul bir yapıya dönüşmesini sağlayan etkenler nelerdi?
İşte bu soru birçok tarihçinin ilgilendiği, üzerine araştırmalar yaptığı, kitaplar yazdığı bir aldı, alıyor, alacak..


Konu Osmanlı Devleti’nin kuruluşu olunca erken dönem Osmanlı tarihçiliği büyük bir önem arz etmekle birlikte modern tarihçiler erken dönem anlatı ve aktarımlarına daha eleştirel yaklaşmayı doğru buluyor. Ben konuyu özelleştirerek; Şeyh Edebali üzerinden sorular sorarak, sufi çevreler ve bu sufi çevrelerin dinamikleri üzerinden irdelemeler yapacağım.


Vefâi geleneğinin Irak ve Suriye üzerinden Anadolu’ya girişi ve “Ebu’l Vefâ el-Bağdâdî’’nin ölümünden yaklaşık yüzyıl sonra ihtilalci bir karaktere dönüşen “Babaî Hareketi’’ yönünü, Konya’ya; Anadolu Selçuklu Devleti yönetimine çevirmişti. Dayanağını her ne kadar dini bir temelde yükselse de hareket biçimi ve söylemi toplumsal refleksi de içinde barındırıyordu. İhtilale gönül veren Babaî taraftarları Baba İlyas’ın paralı Frenk askerleri tarafından öldürülmesi ile Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağıldılar. Şeyh Edebali’de bu geleneğin takipçisiydi.

Onun bu geleneğin takipçisi olduğunun açık delilleri:


• Elvan Çelebi’nin 1300’lerde yazdığı “Menâkibu’l- Kudsiyye fî Menâsıbi’l Ünsiyye’’ adlı eserin ilgili bölümleri.
• Seyyid Velâyet’in isteği ile 16. Yüzyılda (Şihabüddin Ebu’l-Hudâ Ahmed b. Abdülmu’nim eş-Şebrisî elVâsıtî’nin yazdığı Tezkiretü’l-Muttakîn ve Tabsıratu’l-Muktedin ADLI 2 CİLTLİK Arapça eser.) “Menâkıb-ı Seyyid Ebu’l-Vefâ’’ adıyla 1 cilt halinde Türkçeye çevrilen eserin ilgili bölümleri. (1)

Vefâi-Babaî Silsilesi:
Baba İlyas’ın oğlu Muhlis Paşa’nın oğlu Aşık Paşa’nın oğlu Şeyh Süleyman’ın oğlu Şeyh Yahya’nın oğlu Aşıkpaşazade (Ahmet Aşıki / Şeyh Ahmed) (2)
Aşıkpaşazade’nin damadı Seyyid Velâyet (3)

Bu açık deliller ışığında Şeyh Edebali’nin Babaî çevreden çıkmış bir Vefâi şeyhi olduğu kanısı doğuyor. Bunun yanında -ekseriyette kabul gören- ilk Osmanlı kroniklerine dayanan Fuat Köprülü, İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın da ifade ettiği Şeyh Edebali’nin “Ahi’’ kimliği konusu hala güncelliğini korumaktadır.
Benim nazarımda bu güncellik, Şeyh Edebali’nin Ahi oluşundan ziyade yakın çevresindeki (Kardeşi Ahi Şems ve yeğeni Ahi Hasan)(4) Ahilerle etkileşim de olma olasılığı ve olasılık dahilinde ortaya çıkan mistik karakterdir.
Söz gelimi Vefâi Şeyhi Edebali, Ahilikten nasıl etkilenmiş, bu etkilenmeyi nasıl yansıtmıştır?
Mesela, rivayette; Osman, Şeyh Edebali’nin irşadı ve beline gazâ kılıcını bağlaması ile gazî olmuş mudur? (Gazâ kılıcının bele bağlanması tam bir Ahi adetidir.)(5)

Abdioğlu Hüseyin Hüsamettin Efendi’nin “Amasya Tarihi’’ 2. Cildinde Edebali’nin künyesi “Eş-Şeyh Mustafa İmadeddin İbn İbrahim İbn İnac-ül Kırşehrî’’dir. (Her ne kadar bazı belgelerde Edebali’yi Karamanlı olarak gösterse de, Osmanlı ilk devrinde Kırşehir Karaman’a bağlıydı.)(6)
Bu Kırşehir mahlâsı Edebali’nin Kırşehirli olduğuna veya mahlas alacak kadar Kırşehir’de kaldığına delildir. Kırşehir’in Ahilerin merkezi olduğuna göre acaba Ahi Evran ile Edebali’nin iletişime geçme ihtimali var mıdır?

Ahilik, temelinde fütüvvet teşkilatından etkilenmiş olmak ile beraber; Anadolu’da özgün bir yapıya bürünmüş, mensuplarının bir sanatta ehilleşmiş ve ahlaklı olmasını temel alarak ticari bir örgütlenmeye gitmiştir.
Ticari örgütlenmenin merkezine insanı alarak, insan için ekonomi anlayışıyla üretim yapmış; üretim-tüketim, emek-değer ve rekabet ilişkilerini düzenlemiştir.
İbn Battuta’nın Seyahatnamesi’nden de öğrendiğimize göre Ahiler konuksever, yardımsever, özverili ve dayanışmacı kimselerdir. Bu kimseler Anadolu’nun birçok yerinde örgütlenmiş ve toplum üzerinde ciddi bir etkiye malik olmuşlardır. Birtakım Ahi önderlerinin Moğol istilası sonucu Anadolu Selçuklu Devleti yönetiminin tahakküm altına alınmasına karşı çıktığını ve sonrasında Batı Anadolu uc bölgelerine göçtüklerini biliyoruz.
Anadolu’nun toplumsal karakterini şekillendirmede ciddi rol oynayan Ahilik’in Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda da önemli etkileri olduğu muhakkaktır.


Bu bağlamda, Şeyh Edebali’nin mistik karakterine ve esrarengiz havasına tekrardan parmak basmak istiyorum. Babaî çevreden çıkmış bir Vefâi şeyhi oluşu belgelerle sabit olan bu ulvi kişi, Türk aklının kurumsallaşmış yapısının –Ahilik’in- imar ettiği topraklarda soluklanmış, fütüvvet ahlakı ile ahlaklananların sözlerini işitmiş, eylemlerine tanıklık etmiştir. Sanki, Vefâiliğin-Babaîliğin ve Ahilik’in kesişim noktasında bulunarak, bizlere, çağları aşan bir öğüt yollamaktadır:


“Bozulan dirliğe, yozlaşan yönetime karşı ihtilal girişiminde bulunanlar madden ölseler bile onların beslediği topraktan doğacak çınar, ahlakla kök salacak, adaletle büyüyecektir!’’

Yazımı -her ne kadar bir romanın kurgusundan çıkmış olsa da- Edebali’nin yolunu, yordamını, bilgeliğini, büyüklüğünü toplumsal belleğimize kazıyan şu söz ile bitirmek istiyorum:


“İNSANI YAŞAT Kİ, DEVLET YAŞASIN!”

KAYNAKÇA:
(1)(Haşim Şahin, Selçuklu ve Erken Osmanlı Döneminde Vefâiyye Tarikatı, adlı makalesi.)
(2)( Derviş Ahmet Aşıki, Aşıkpaşazade Tarihi, Kamer Yayınları. Hazırlayan: Ayşenur Kala.)
(3)(Halil İnalcık, Devlet-i’Aliyye, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 53. Basım, İstanbul, 2014, s.23.)
(4)(İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi s.559-560.)
(5)(Halil İnalcık, a.g.e., s.19.)
(6)(Galip Demir, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu ve Ahilik, Ahi Kültürünü Araştırma ve Eğitim Vakfı Yayınları, İstanbul, 2000, s.217-218.)


FAYDALANILAN KAYNAKLAR:
(Yusuf Ekinci, Ahilik, Ankara, 2008.)
(Fikret Kesten, Osmanlı Devletinin Manevi Kurucusu Şeyh Edebali, 4. Baskı, Sivas.)
(Osmanlı İmparatorluğu’nun Kurucusu Osmangazi ve Dönemi, Sempozyum Sonuç Bildirileri, Bursa Kültür Sanat ve Turizm Vakfı Yayınları, Bursa, 1996.)
(Fuad Köprülü, Osmanlı Devleti’nin Kuruluşu, TTK Basımevi, Ankara, 1959.)
( Ahmed Yaşar Ocak, Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Tarihi Açısından Bir Sorgulama, adlı makalesi.)

MUSİKAR E-DERGİSİNDE YER ALMIŞ HALİ İÇİN: (s. 106-109) TIKLA

Bir cevap yazın