Kutsal Mücade

Kutsal Mücade

Yüzyıllardır savaşla boğuşan bir halk…

Yoksulluk ve sefalet, Anadolu’nun her yanına bir toz bulutu gibi sinmiş, dağılmıyor!

Zeamet beylerinin insafına terk edilmiş bir reaya(!)…

Çorak topraklarda, uçsuz arazilerde bir tutam ekmeğe, bir yudum suya muhtaç yaşayan yiğit Anadolu insanı, Devlet-i Aliyye’si savaşa her çağırdığında, tertemiz yüreğinin atışı mehteran ile karışıyor, bir deri bir kemik kalmış vücudu her defasında toprağa karışıyordu…

İşte böyle bir ahval ve şerait içinde devralınmış bir Anadolu…

Yüce ulusun fedakar fertleri Çanakkale’de tanıdığı Anafartalar Kartalını bu kez de Anadolu üzerinde süzülürken görüyordu.

O kartal ki bu yüce ulusa tek bir şey söyledi:

“HÜRRİYET”

Ve o yüce ulus böylesine haykırdı semaya:

“Ne gam pür âteş-i hevl olsa da gavgâ-yı hürriyet 
Kaçar mı merd olan bir can için meydân-ı gayretten”

İşte şanlı mücadelenin tozlu sayfalarından bir kesit..

Böylesine fedakarlık ile her türlü cefaya katlanarak kurulan cumhuriyetin Türk ulusuna en yakışır yönetim şekli olduğu aşikardır. Cumhuriyeti kuran Türk ulusu en büyük savaşın cehalet ile olduğunun farkındaydı. O asırlardır kulağına üflenen gevşetici ve uyuşturucu telkinlerden sıkılmış ve yorulmuştu. O artık öz karakterindeki yetenekleri gün yüzüne çıkarmayı ve muasır medeniyetlerin üstüne çıkarak varlığını yükseltmeyi kendisine en kutsal ülkü belirlemişti.

Ve bu ülkü yolunda milli düşünceleri büyük bir olgunluk ile her karşıt düşünceye karşı şiddetle ve fedakarlıkla savunma zorunluluğunun bilincinde idi.

Fakat böylesine kutsal bir maneviyat ile dolu olan Türk ulusu bilim ve teknikte de uygarlık ile yarışır düzeye gelmeliydi. Çünkü medeni dünyada muvaffakiyet iktisadi hayatta ve fen sahasında yenilenmeye bağlı idi. Bunun için yurdun dört bir tarafına fabrikalar, enstitüler, bankalar, üniversiteler kuruluyor; dağ, taş, bayır demeksizin demiryolları döşeniyordu. Fikren, bedenen ve zihnen yenilenen ulus yeni doğacak yavrularına mücadelenin kudsiyetini, uygarlık bilincini, bağımsızlık aşkını ve bilimin aydınlığını aşılamalıydı.

Ve bunun ise tek bir yolu vardı “EĞİTİM”

“Eğitimdir ki bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret sefalete terk eder.” diyerek cehalet ile mücadelesini durmaksızın sürdürüyordu. Yeni Türkiye Cumhuriyetinin milli eğitim amacı memlekete ahlaklı, karakterli, cumhuriyetçi, inkılapçı, olumlu, atılgan, başladığı işleri başarabilecek kabiliyette, dürüst, düşünceli, iradeli, hayatta rastlayacağı güçlükleri yenebilmeye kudretli, karakter sahibi nesiller yetiştirebilmekti. Ve nitekim bunu başardı.

Yetiştirdiği nesillerin bizlere devrettiği meşale bunun delili olsa gerek. Bu meşaleyi taşımanın ve geleceğe devredecek olmanın haklı gururu ile Türk İstiklal ve Cumhuriyetini ilelebet, muhafaza ve müdafaa edeceğime ant içerim.

19.07.19 tarihinde Günlük Ticari, İktisadi ve Siyasi Haberler Gazetesi Ticari Hayat’ta yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın