1283 – İçimizde!

1283 – İçimizde!

Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer, / Kaynıyor kum gibi, tûfan gibi, mahşer mahşer.

Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer; / O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer…

Çanakkale’nin adsız kahramanları, işte böylesine bir manzaranın kefensiz şehitleri.. Kimisinin anası efkarlı gözlerle ufka dalmış, kimisinin eli tutmayan babası köy meydanında acı acı tütününü içiyor. Saf saf dizilen Mehmed, cephede yanık türküsünü söylüyor. Bitmeyecekmiş gibi söylüyor.. Sanki sözlerini bilmiyor da gönlünden süzülenleri haykırıyor, ne kadar haykırabilirse.. Boynunda yarinin al yazması, çıkarıyor; uzun uzun bakıyor, yad ediyor tebessüm ettiği zamanları..

Hüznün, özlemin, sevdanın, mücadelenin adı: ”ÇANAKKALE!”.

Bir kuru ekmeği bölüşmenin, bir tas sıcak çorbaya hasret kalmanın adı: ”ÇANAKKALE!”.

Bedenin uzuvlarının kaybı ile kazanılan zaferin adı: ”ÇANAKKALE!”.

On yıllardır çarpışan, vuruşan; çarpıştıkça kaybeden, vuruştukça vurulan bir milletin adı: ”ÇANAKKALE!”.

Tırpan tutan ellerin, ”VATAN!” deyince süngüye sarılışının adı: ”ÇANAKKALE!”.

Savaşmayı değil, ölmeyi emretmenin adı: ”ÇANAKKALE!”.

Ve, Mehmedin haykıramadığı türküyü, anasının haykırmasının adı: ”ÇANAKKALE!”.

Adı ve sanı bilinmeyenlerin, adını ve sanını bilmedikleri için feda oldukları büyük mücadelenin bilinci ve ruhi çoşkunluğu ile haykırıyorum:

”VATAN SAĞ OLSUN!”

1283 apolet numaralı Mustafa Kemal 13 Mart 1899’da Harbiye’ye girdiğinde O’nun Kafkasya’dan, Çanakkale’ye; Suriye-Filistin’den, Sakarya’ya cepheden cepheye, hücumdan hücuma atılacağından kimsenin haberi yoktu. Çanakkale Boğazı’nı kesif bir duman kaplamıştı. Hasta adam ölüm sancıları içinde kıvrılırken, İtilaf Devletleri İstanbul’da 5 çayını içmenin hayalini kuruyordu. Bir millet fakr-u zaruret içersinde hudutta çarpışmaktan yorulmuştu. Yenilgiler ardı ardına geliyor, kayıplar ümitleri bir bir tüketiyordu. Şehitlerimizin kemiklerini sınırlara yığsak, bir değil bin düşman taarruzunu engellemeye kafi gelirdi. Kruvazörler, fırkateynler, muhripler boğazın serin sularını yararken; Türk’ün azmi karşısında kalakaldılar. Demir ve çelik yığınlarının, kan ve can duvarına toslayışı savaşı karaya taşıdı. Düşman akın akın çıkartma yapıyordu. Durdurak bilmeden, gözünü kan bürümüş şekilde ilerliyordu fakat bir şeyden habersizdi… Anafartalar Kartalı siperler üzerinde süzülüyordu. Çakmak çakmak gözleri, dik başı ve mağrur duruşu ile tunçtan bir heykel gibi karşılarına dikilecekti. Mustafa Kemal şahsi inisiyatifi ile 57. Alay’ı harekete geçirmiş Conkbayırı’nda düşman hücumunu durdurulabilmişti. Kanlı muharebeler ve çarpışmalar… Düşün ki haşrolan kan, kemik ve etin yaptığı bu tümsek, amansız çetin bir harbin sonunda; bütün milletin kalbinin attığı yerdir. Ve bir seda hala yankılanmaktadır gök kubbede:

“Çanakkale Geçilmez!”

Ülkemizin ve ulusumuzun zor süreçlerden geçtiği bugünlerde, milli birlik ve bütünlüğümüzün ne badireler atlatılarak sağlandığını biraz olsun aklımıza getirelim. Atalarımızın mücadelesi yolumuzu aydınlatsın. Şehitlerimizin ruhu şad, yurtları uçmağ olsun.

20.03.20 tarihinde Günlük Ticari, İktisadi ve Siyasi Haberler Gazetesi Ticari Hayat’ta yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın