Beyaz Perde

Beyaz Perde

Hepimiz Kemal Sunal’ın oynadığı birçok filmi izlemişizdir. Onun tebessümü sanırım hepimiz için hoş bir kare olarak zihnimizde saklanmaktadır. Peki, Kemal Sunal’ın başrol oynadığı pek bilinmeyen “YOKSUL” filmini izlediniz mi?

80’li yılların ekonomik-politik-sosyal dönüşümü beyazperdeye yansıyordu. Türk sinemasının 70’li yılları aile teması üzerinden izleyiciye ulaşmakla beraber toplumsal eleştirisini kurguladığı ailenin muhatap oldukları üzerinden geliştiriyordu. 80’li yıllarda ise toplumsal eleştiri ve gerçekçi kurgu daha belirgin hala geldi. Yönetmenliğini Zeki Ökten’in yaptığı, 1986 yapımı toplumsal içerikli bir film olan “Yoksul” 80 sonrası Türkiye’sinin ekonomik iz düşümünü bir pasaj üzerinden gösteriyor. 

Toplumsal eleştiri ve gerçekçiliği ile kült bir dönem filmi olan “Yoksul” ile dönem Türkiye’sini puslu bir aynada seyredalıyoruz. İç çekimin hakimiyeti, mekan-mesaj bağlamında bizlere yine Zeki Ökten’in çektiği “Kapıcılar Kralı”nı hatırlatıyor. Filme adını veren Yoksul karakteri Kemal Sunal tarafından canlandırılıyor ve film patron-çalışan arasındaki çelişkiye odaklanıyor. 

Doğal bir tipleme ile gelişen senaryo, Türkiye somut gerçeklerini yansıtmada oldukça başarılı. Pasajdaki iş yerlerinin kimisinin duvarındaki posterler, çalan arabesk şarkılar, hafif meşrep ilişkiler, hayali ihracatlar, para sohbetleri, atari ve beyaz eşya satışlarının hepsiyle bir panorama sunuyor. Bu bağlamda toplumsal eleştiriyi içinde bulunduran trajikomik yapım bana günümüz sinema-medya anlayışımızı da sorgulattı.

Filmden bir kare

Kültür ve Turizm Bakanlığından yapılan açıklamaya göre; Türk sineması 2019’da 980 milyon liralık gişe hasılatıyla bugüne kadarki en yüksek değerini yakaladı. Günümüz Türk sineması içerik ve görsel anlayış olarak bazı noktalarda kırılmalara sahip olsa da tüketim kültüründen sıyrılabilmiş değil maalesef. 

Öyle ki 2019’da en çok izlenen 10 filmin 6’sını yerli filmler oluşturmasına rağmen toplumsal eleştiri ve gerçekçilik beyazperdede kendine çok az alan bulabiliyor. 

Toplumsal eleştiri ve gerçekçilik elbette ki her filmin olmassa olmazı değil. Fakat bizim gibi ekonomik-politik-sosyal buhranın üst düzeyde yaşandığı ülkelerde toplumsal dışa vurumun sağlıklı gerçekleşebilmesi ve toplumsal farkındalığın artması için fazlasıyla önem arz ediyor. 

Aynı alan bulamama durumuna televizyon programları ve dizilerinde de rastlıyoruz. Daha çok entrika, rekabet, çarptırılmış aşk, tarihsel kurgu ve şiddet içerikli program ve diziler topluma sunularak adeta toplumsal-bireysel algı yönetimine tabi tutuluyoruz. 

Toplumsal tüketim eğilimi her ne kadar bu kurgu ve senaryolarda olsa da birçoğumuz Yeşilçam filmlerine rastladığımızda kanal değiştirmiyoruz. Belki de tekrardan somut gerçekliğimiz temelinde estetik ve toplumsal bir sinema ve medya anlayışına kavuşmamız gerekiyordur.

Son olarak, bugünlerde gündemimizi meşgul eden ve birçok vatandaşımızın da tedirgin olmasına neden olan “deprem gerçeği” beyazperdemize neden yansımasın? Sert gerçekçi bir tema ile çekilen bir film, toplumsal belleğimizde yer edinmiş acı hatıralara dokunarak “deprem gerçeğine” karşı farkındalığımızı artıramaz mı?

31.01.2020 tarihinde Günlük Ticari, İktisadi ve Siyasi Haberler Gazetesi Ticari Hayat’ta yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın