Altay’daki Yüreğim: Mağcan Cumabay

Altay’daki Yüreğim: Mağcan Cumabay

1893 yılının 25 Haziran günü ulu Türkistan’ın kuzey bozkırlarında bir bebek doğdu. Bebeğin kulağına ilk ezan dedesi tarafından okundu. Dede bebeğin gözlerinde oynayan ateşi görerek onu havaya kaldırdı ve “Bu çocuk bir gün benim adımı dünyaya duyuracak!” dedi. Çevredekilerin hayret dolu bakışları Ural’da, Altay’da, Tanrı Dağı’nda yankılanacak yiğitçe haykırıştan habersizdi. 200 yıldır işgal altındaki topraklarda günden güne tükenen umutları; üstün zekası, ateşli gayreti ve keskin hayaliyle bir şair yeniden yeşertti. O’nun adı dahi yasakken mısraları farklı kitapların farklı sayfalarında basılıyor; O zindana atılmasına rağmen haykırışında tereddüt dahi etmiyordu. Çelik ciğerli, yıldırım özlü bu adamın adı: “Mağcan Cumabay” idi. 

Milli şair, 1938 yılına kadarki yaşamına nice zorluk, nice çile, nice hüzün sığdırdı fakat yılmadı! Türkistan’ın dalgalı durumu, telaşlı günleri, alev gibi tarihi içerisinde O biliyordu ki derya denen ırmaklar taştığı vakit çölü bastıracaktı. 10 yaşında Kazak Edebiyatı’nın önde gelen simalarından Abay Kunanbayev’e itaf edilmiş bir şiiri yayınlandı. 

O’nun şiirleri karanlık bir odada sönmeye yüz tutmuş sobanın içindeki son kıvılcımı, üfleyerek yeniden dirilten bir genç çocuk soluğuydu. O tüm yasaklara rağmen pare pare yayılıyordu. Hatta meşhur yazar Maksim Gorki’nin kendisine beslediği büyük sevgi; zamanında Mağcan hakkındaki idam fermanının sürgüne çevrilmesi için Gorki tarafından bir kampanya başlatılmasına neden olmuş ve ceza sürgüne çevrilmiştir. 

Mağcan’ı bugün Türkiye’de tanınır kılan (O’nun büyüklüğü yanında bu tanınmışlık bir hiç mahiyetindedir.) “Uzaktaki Kardeşime (Alıstağı Bavrıma)” adlı şiiridir. Bu şiirin 1918-1919 yıllarında zindanda yazıldığına dair bilgi Sayın Feyzullah Budak tarafından literatüre kazandırılmıştır. 

Uzaktaki kardeşinin azabını yüreğinde hisseden Mağcan, şiiri yazdığı sene içerisinde hem eşini hem de çocuğunu kaybetmesine rağmen göl gibi göz yaşı döken Türkiye Türklerinin gözyaşını sevgiyle sildi. Nice fırtınaya, nice zorluğa göğüs geren; sinesi güneş aslı ateş Mağcan, Sovyet yönetimi tarafından şehit edildiğinde son sözleri şunlar oldu: “Irkım için ölmek bana şereftir. Ben ölsem de Türklük ölmez, yücelir. Yapsınlar ellerinden geleni!” Mağcan’ın bedenine bile tahammül edemeyen Sovyet yönetimi uzun yıllar boyunca bu haykırışı susturmaya çalıştı. Yüreklere gömülen haykırışın akisleri yıllar sonra Anadolu topraklarında duyulmaya başlandı. 2002 yılında bu haykırışa bu yakarışa “Uzaktaki Kardeşime” adlı şiire bir cevap geldi. Feyzullah Budak tarafından kaleme alınan “Mağcan’a Cevap” adlı şiir vefa borcunun ifasıdır.

Bugün, bu iki şiir Kazakistan Milli Eğitim Bakanı Şamşa Berkimbayeva döneminden beri Kazak ders kitaplarına girmiş ve Türkiye-Kazakistan halkları kardeşliğinin timsali olarak parıldamaktadır. Ne yazık ki, Türkiye’de ders kitaplarında bu bahsin adı dahi geçmemektedir. Yazımı bu iki şiirden birer kıta alıntı yaparak bitirmek istiyorum.

Özgürlüğe kanat çırpan Türk canı

Gerçekten hasta mı düştü, bitti mi hali?

Söndü mü yürekteki ateş, kurudu mu?

Damarında kaynayan atalar kanı?*

Özgürlüğe hamle eden Türk canı

Ne hasta düştü, ne de tükendi hali

Sönmedi yüreklerdeki ateş

Kurumadı damardaki atalar kanı.**

*Uzaktaki Kardeşime adlı şiirden.

**Mağcan’a Cevap adlı şiirden. 

13.03.20 tarihinde Günlük Ticari, İktisadi ve Siyasi Haberler Gazetesi Ticari Hayat’ta yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın