Varoluş ve Benlik

Varoluş ve Benlik

Hani bazen insan şöyle bir durup göz gezdirir ya tüm yaşanmışlığına. Öylesine şeyler düşünür ya o anda. Vücudu belki bir bankta oturuyor ya da bir durakta gelmeyen otobüsün yolunu gözlüyor. Ansızın zihne dolan anılarla meşgul. Ve ayakları karıncalaşıyor, elleri hissizleşiyor. Ta ki bir ses ile uyanana kadar.

İşte insanın benliğine ve var oluşuna temas ettiği anlardan biri. Günlük yapıp etmelerin, tekrara bağlamış repliklerin, normale dönmüş acı olayların akıp gittiği günlerden birinde, belirsiz bir anda belirsizleşen zaman ve mekanda belirginleşen düşünceler ve duygular…

Hepimiz yaşıyoruz sanki bu durumları değil mi? Haber bültenlerinden, gazete manşetlerinden, telefon mesajlarından; üstümüzdeki kıyafetten, cebimizdeki paradan bir o kadar bağımsız, bir o kadar bağımlı olarak yaşıyoruz. Tüm biçimselliği elin tersi ile itmek istercesine yaşıyor, itemediğimiz biçimselliğin içinde tekrardan kayboluyoruz.

Benliğimiz, var olduğumuz sürece süreğen anlam arayışını sürdürüyor. Var oluyor oluşunu anlamlandırmak istiyor. “Neden varım?” sorusu zihnin duvarlarına çarparak yankısını koridorlar boyunca sürdürüyor. Önce kendisine bakıyor, sonra yakın çevresine. Sonra uzaklara; topluma, ülkesine, dünyasına. Bunların kendiyle olan ilişkisine kafa yoruyor. Kendi farklılığını arıyor. Her sorduğu soruda, her baktığı yerde kendini görüyor. Benliğine dair soruları, kendisine tekrarladığı cümlelere dönüşüyor. 

Varoluşumuzu çoğu zaman kendimizden başlatarak sorguluyoruz. Böylece kendi algımızın ve bilincimizin birikimi, var oluşumuzun sınırlarını belirliyor. Evet yapısal olarak bu kaçınılmaz. Fakat algımızı ve bilincimizi bireyselliğimiz ile sınırlamamak gerekiyor. Bireyin, benliğe ve varoluşa dair sorgulamalarını; birey kavramına indirgenmesi sorgulamanın etkisini soğuruyor. Böylece kişi, benlik ve var oluşa dair çarpık cevapların esiri oluyor.

Halihazırda devam eden birey-benlik, birey-birey, birey-toplum iletişimi ve ilişkisinden yola çıkarak içimizdeki ve etrafımızdakiler ile iletişim ve ilişkiyi sağlıklı biçimde düzenlemek gerekiyor. Bu düzenlemenin de temel olarak, kişinin varoluş ve benlik perspektifini çözümlemesi lazım geliyor.

Varoluşumuzu kendimizden başlayarak sorguluyoruz. Benliğimiz ile ilişkilendiriyoruz. Çünkü varoluşumuz ve benliğimiz, toplumsal bir yana sahip. İçten dışa dönük olarak yapılan varoluşa dair sorgulamanın, dıştan içeri doğru da yapılması gerekiyor. Birey-benlik, birey-birey, birey-toplum; içten dışa dönük sorgulamanın safhaları iken toplum-birey, birey-birey, birey-benlik; ise dıştan içe dönük sorgulamanın safhaları oluyor. Tüm bu safhalardaki ilişkisiler ise kişinin varoluş ve benlik perspektifini oluşturuyor. Sözgelimi; kendimizi kendimize, kendimizi başkasına, kendimizi topluma anlattığımız ve anlaşıldığımız kadar var oluyoruz. Benlik bu anlatım ve anlaşılma süreçlerinde var olmak ile döngüsel bir etkileşime sahip. Benliğini anlatamayan birey anlaşılmadığından dolayı var olamaz. Benliğini anlatabilen birey anlaşıl(a)mıyorsa varoluşu kısıtlıdır. Benliğini anlatabilen birey anlaşıldığı takdirde tam anlamıyla var olabilir.

Tam anlamıyla var olabilmek; bireyin sorgulamasını, içten-dışa/dıştan-içe boyutlandırması ile mümkündür. Boyutlandırılmış sorgulamaya ben sürdürülebilir sorgulama adını veriyorum. Çünkü boyutlandırma işlemi farklı bakış açısından bakabiliyor olmak demektir. Farklı bakış açısı boyutlandırmayı-boyutlandırma farklı bakış açısını tetikler. Sürdürebilir sorgulama tüm bu tepkimelerin bütünsel adıdır. Sürdürebilir sorgulama; birey-benlik, birey-birey, birey-toplum ilişkilerini anlatabilen ve anlaşılabilen düzleme taşır. Varoluş ise bu düzlemsel alanda mümkündür.

Bir cevap yazın