Türk Aydınlanması

Bireysel ve toplumsal bunalımların gündelik nedenleri olduğu gibi kökleşmiş nedenleri de olabilir. Bugün bizler bulunduğumuz mekanlara ait hissetmiyor, yaptığımız işten memnun olmuyorsak acaba bu sadece tekil benliklerimizle mi alakalıdır?

İçinde bulunduğumuz somut gerçekliklerin dinamikleri büyük oranda Osmanlı Devleti’nin son döneminde oluşmuş olmakla beraber daha eski tarihlere dayananlar da bulunmaktadır. Genel manada ekonomik, siyasi ve sosyal yaşantımızı oluşturan ilişki bütünlerinin biçimsel yapısı Tanzimat Fermanı sonrası şekillenmiştir. Tanzimat Fermanı’nın ilan edilmesi sonrası Osmanlı Devleti, yıkılmaya yüz tutan yapısını onarmaya yönelik biçimsel değişimleri öncüllemiştir. Askeri yenileşme hamleleri bu duruma örnek gösterilebilir. Batı karşısındaki teknik geri kalmış olma durumunun getirdiği heyecan ile Batı’nın biçimsel taklidi ister istemez mantalite değişimine de neden olmuştur. Bu teknik ve mantalite değişimi üzerine uzun uzadıya düşünülmüş bir yapıda gerçekleşmediğinden çarpıklığı ve ikilemleri doğurmuştur. Bu çarpıklık Tanzimat Aydınlarımız tarafından fark edilmiş olmakla beraber konjonktürel durum gereği yeterince irdelenememiştir. Her şeye rağmen; Namık Kemal’in Hürriyet Kasidesi, Tevfik Fikret’in Millet Şarkısı, Batı Aydınlanması’ndan hız alan Türk Düşünürlerin milli bakış temeli atabildiğini göstermektedir. Keza farklı motivasyon kaynaklarına sahip olan Mehmet Akif ve Ziya Gökalp de milli bakışı yakalayabilen Türk Düşünürleri arasındadır. Bütünsel olarak bakıldığında Tanzimat Fermanı sonrası gerçekleşen olaylar karşısında milli bir refleks vererek yazan Aydınlarımız, Türk Aydınlanması’nın fikri temellerini farklı bağlamlarda geliştirebilmişlerdir. Fakat bu gelişim evresi Batı Aydınlanması’ndan farklı olarak bir zihinsel evrimin değil zihinsel-bedensel refleksin ürünüdür.

Fikri temelleri atılmış Türk Aydınlanması birbiri ardını izleyen olayların içerisinde gelişimini sağlamaya çalışırken, kırılma noktası Kurtuluş Savaşı ve Türk Devrimi olmuştur. Kurtuluş Savaşı ve Türk Devrimi; Türk Aydınlanması’nı farklı bir evreye sokmuş ve Türkiye Cumhuriyeti temelinde sistematize etmiştir. Bu süreci Hilmi Ziya Ülken şöyle özetlemektedir: “Vatanı baştan kurmaya çalışan Anadolu’da serin kafayla fikir işlerini ele almaya imkân yoktu. İstanbul’da yıkılan imparatorluğun enkazı üzerinde ancak iki türlü fikir beslenebilirdi. Biri maddî imkânsızlıklar önünde manevi kuvvete ve yarı mistik bir ruh hamlesine dayanmak, ikincisi yenilişin doğurduğu ümitsizliğe karşı, idealist harekete tepki halinde, maddeye dayanan bir hız almak. Bunlardan birincisi Bergson metafiziği, ikincisi diyalektik materyalizmdir. Her iki felsefenin de ortak vasfı, zihinci bir ağır evrim görüşüne karşı vaziyet alışları, devrimci ve hamleci oluşları idi. Fakat birinin ruhta gördüğü hamle gücünü öteki maddede görüyordu.”

Türk Aydınlanması maalesef ki Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümü sonrası devamı getirilememiş (bazı çabalar olsa da yeterli olmamış.) bir fikri ve aksiyonel hareket olarak kalmıştır. Bugün; bizlerin, modern dünyanın getirileri karşısındaki savruluşumuzun ekonomik-politik-sosyolojik-tarihi nedenlerini tek  cümle de özetlemem gerekirse bu, şu olacaktır: “Türk Aydınlanması’nın tamamlanamamış olması!”

Bugün tarihi bir mirasın varisi ve somut gerçekliğin mağduru olan Türk Milleti’nin fertlerinin üzerine düşen vazife günden güne yozlaşan-bozulan toplumsal yapımıza ve bireysel bunalımımıza müdahale etmektir. Bu müdahale, Türk Aydınlanması’ndan beslenmedikçe ve Türk Aydınlanması’nı tamamlamadıkça makus talih tekerrür edecektir!

20.12.19 tarihinde Günlük Ticari, İktisadi ve Siyasi Haberler Gazetesi Ticari Hayat’ta yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın