Ruh Adam

Ruh Adam

Yıl 1975, Kurban Bayramı’nın ilk günü, cumartesi. Yer, Kadıköy Osman Ağa Cami. İmam cemaate sordu: “Merhumu nasıl bilirdiniz?” Arka sıralardan bir ses yükseldi semaya: “O musalla taşı, musalla taşı olalı böyle er kişi görmedi, Hoca efendi!”

Bugünden 45 yıl önce geçmişin erkek sesi, ebedi yiğit, yılmaz kalem; son menzilin hüzün dolu kâşânesinde, yorgun ve kimsesiz ölümün bahçesinde aramızdan ayrıldı. 70 yıllık yaşamında binlerce sayfa, onlarca eser, onlarca şiir yazdı. 70 yıllık yaşamına hak mahrumiyetlerini, yargılamaları, sürgünleri, hapisleri sığdırdı. Yılmadı, yıkılmadı, düşmedi! Dönmedi, taviz vermedi! Milli ülkü yolunda katlandığı çile, kinini biledi. Susması için inen her darbede sesi daha da yükseldi. Milli ruhu yaşadı, yaşattı. Bir devre adını yazdırdı, mücadelesinin yolbaşçısı oldu. Hüseyin Nihal Atsız, 11 Aralık 1975 tarihinde sonsuzluğa göçtü. 

H. Nihal Atsız kimdir?

Hüseyin Nihal Atsız 1905 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarında hayata gözlerini açtı. Öğrenimine farklı okullarda devam etti, 1922 yılında Askeri Tıbbiye’ye girdi. Çeşitli sebeplerle Tıbbiye’den ayrıldı. Darülfünun Edebiyat Bölümünü bitirdi. Fuad Köprülü’nün yanında asistan olarak çalışmaya başladı. Sözünü ve kalemini hiç esirgemediğinden asistanlık görevinden ayrılmak zorunda bırakıldı. Sözü ve kalemi açtığı dergileri kapattıracak, zindanlara atılmasına, işkence görmesine sebep olacaktı. Öyle ki ömrünün son yıllarında dahi yazıları bahane edilerek hakkında mahkumiyet kararı verilmişti. Nihal Atsız tüm ömrü boyunca mücadele etti, varlığını milletine neşretti. 

Her geçen gün Hüseyin Nihal Atsız’ın bilinirliği katlanıyor. Eserlerinin onlarca baskısının yanı sıra hakkında yazılanlar ve araştırmalar artmaya devam ediyor. Belki de bugünlerin arzu ve dileğiyle, şu mısraları yazmıştı: “Yeşermesi ektiğimiz tohumun haktır, / İşte o gün ruhlarımız şad olacaktır!” dilerim ruhu şad olmuştur. 

Düşün ve yazın dünyası

Türkiye’de fikri-siyasi hareketler duygusal yoğunlukta ortaya çıkıyor. Simgeleşmiş isimler de bu duygu seli içerisinde boğulabiliyor. İsimler, fikri-siyasi hareketler akılcı çözümleme ve değerlendirmeler yerine ön yargılar ile anılıyor. H. Nihal Atsız da ön yargılar ile gündeme gelen bir isim. Önyargılara toz kondurmamak için şu sorulara cevap vermekten kaçınmayalım. Atsız’ın kalemiyle dirilttiği Kür Şad bugün milli tarihimizin anıtlaşan bir kahramanı değil midir? Yahut Türk Kara Kuvvetleri’nin kuruluş tarihi Atsız’ın yazdıkları ile değişmemiş midir? Ayrıca, Türk tarihinin algılanışını Atsız boyutlandırmamış mıdır? Yalnızca tarih alanında değil yazdığı romanlar ile edebiyatımızda da önem arz etmiyor mudur? Atsız’ın eserleri hala okunmuyor mu? Atsız hala Türkçülüğün önde gelen bir ismi değil mi? Sırf sıralanan soruların çapı dahi duygusal yoğunluktan ve ön yargılardan arınmayı gerektiriyor. 

Atsız çok yönlü bir aydındı. Bütün yönleri ile bir bütündü. Bir veya birkaç yönünü es geçmek/göze sokmak olumlu-olumsuz önyargılara zemin hazırlayacak, O’nun düşün ve yazın dünyasına haksızlık olacaktır. Tüm yönleri ile bütüncül şekilde incelendiği takdirde Atsız’ın önemi anlaşılacaktır.

Atsız, Türkçü düşün ve ilim geleneğinin takipçisi olmak ile beraber bu geleneğe şekil de vermiş sivil bir Türkçü idi. Koşullar O’nu farklı noktalara yöneltti. Yer yer eyleme geçmiş olsa da düşünceleri, yazını ve karakteri ile Türkçülüğün bir cephesi haline geldi. Atsız, Türkçülüğü bir inanç olarak anlamlandırdı ve kavradı. İnancının merkezine de Türk tarihini aldı. Geçmiş yaratıcı bir güçtü. İdealize ettiği yarın, geçmişten hız alacaktı. Geçmişte olduğu gibi yarında Türk’ün kuvvetli, kudretli ve büyük olmasının adı: “Türk Ülküsü” idi. Hamle geçmişten yarına doğru bir inanç bir ruh bir ahlak hamlesiydi. O’nun düşün hayatının bu soyut yönü romanları ile somutlaştı. Adeta Türk tarihini romanlaştırdı. 

Atsız, belki, dün-yarın kurgusu ve sosyal hayatı korumaya yönelik tavrı ile muhafazakar bir eğilim göstermektedir denilebilir. Fakat din hakkındaki görüşleri, O’nu bilindik muhafazakarlıktan ayırt etmektedir. Atsız için temel parametre Türklük kavramıdır. Türklük kavramı ise değer yargısı yüklü soyut bir tasavvurdur. Bu bağlamda, Atsız kendine has dinamikleri olan düşün ve yazın dünyasına sahiptir. Atsız’ın düşün ve yazın dünyasının dinamikleri saptanmalı, kendi sözcükleriyle kavramsal çerçevesi çizilmeli ardından modellemesi yapılmalıdır. O’nun düşün ve yazın dünyasını akılcı şekilde çözümlemek-değerlendirmek için; makalelerinin yayın tarihi sırasına göre incelenmesi ise hayati önem arz etmektedir. Ayrıca Atsız’ın düşün ve yazın dünyasını berraklaştıran, Atsız penceresinden dönem panoramasını çizen çok değerli eserlerden faydalanılmalıdır. Sayın Serkan Akgöz’ün derlediği “Basında Atsız” ve “1944 Irkçılık Turancılık Davası Mahkeme Günlükleri – Nejdet Sancar” çalışmaları bahsedilen eserlerin başını çekmektedir (bkz: Bozkurt Yayınevi).

Gerek düşün ve yazın dünyasının zenginliği ve özgünlüğü gerek ilmi çalışmalarının ortaya koydukları gerekse günümüz düşün-duygu oluşumuna etkisi ile Atsız’a dair akılcı çözümleme-değerlendirmeler zorunluluk halini almıştır.

Türk düşün evreninin tüm düşün dünyaları gibi Atsız’da akılcı şekilde çözümlenmeli ve değerlendirilmelidir. Aydınlık yarınlar için ise tüm bu birikimi aşmak gerekmektedir.

11.12.20 tarihinde Günlük Ticari, İktisadi ve Siyasi Haberler Gazetesi Ticari Hayat’ta yayınlanmıştır.

Görüşlerini Önemsiyorum, Yorum Yapmalısın!