Milli Ahlak

Ahlak, sözlük anlamı olarak; bir toplum içinde kişilerin benimsedikleri, uymak zorunda bulundukları davranış biçimleri ve kurallar olarak tanımlanıyor. Sosyal varlıklar olarak insanlar birlikte yaşayabilmenin gerekliliği ve getirisi olarak ortak düşünce ve duygu geliştirirler. Bu ortak düşünce ve duyguları temel alan kurallar bütünü ortak yaşamın devamlılığını sağlar. Ahlak, herhangi bir şekilde tekil bir olguya indirgenemez.

Ortak yaşayan insanların yaşamlarına dair geliştirdikleri temel bir dünya görüşüdür. Milli ahlakın tanımlanabilmesi ise milliyet kavramının tanımlanışına bağlıdır. Ahlak bekçiliği ve tekil eylemlere müdahale etme yetkinliği barındırmayan bu kavram, milletin her üç zamanı (geçmiş-bugün-gelecek) kapsayan bir olgu oluşu dolayısıyla özgün bir karakter taşımaktadır. “Türk ahlakı en eski çağlardan beri toplumcudur. Yani Türklerde toplumun menfaatı insanlarınkinden üstün tutulur. Bununla beraber kuvvetli şahsiyetler daima saygı görmüşler ve topluma faydalı olmuşlardır. Ferdiyete değer vermeyen Türk ahlakı, şahsiyete saygı göstermiştir.” (1)

Milliyet olgusunu oluşturan başat ögelerden biri ekonomidir. Türkler uzun süre boyunca “Asya Üretim Tarzı”na mensup bulunduklarından, Avrupa toplumlarından farklı olarak, ikili bir sınıfsallaşma göstermişlerdir. Yönetici ve yönetilen olarak kendini gösteren bu sınıfsallaşma, toprak mülkiyeti özelleştirmediğinden; “birey toplumun diğer bireylerinden ayrılmamıştır. Birey ancak toplumla birlikte oluşur. Özel ve bağımsız birey ortaya çıkmaz.” (2) Toprak mülkiyetinin devlette oluşu, devletin halkı yararına çalışmasını zorunlu kılmıştır. Ne zaman, devlet asli görevinden şaşarak halk yararına çalışmadıysa, kitlesel isyanlar sonucu yıkılmanın eşiğine gelmiştir. (Türkiye somut gerçekliğini etkilemesi bakımından bknz: Büyük Oğuz İsyanı, Babai İsyanı, Celali İsyanları.) (3) Toprak mülkiyetinin devlette olmasına karşın toprağın işletimi halktaydı. İşlemenin artık değeri, ticarileşmiyor; devlete vergi olarak veriliyordu. Devlet aldığı vergiyi yine kamusal alanı imar etmek için kullanıyordu. Asya bozkırlarından, Anadolu bozkırlarına at koşturmuş milletimiz; milli ahlakını yaşadıkça bir ve bütün olarak kalabilmiştir.

“Ahlakiyet, hususî fertlerden ayrı ve bunların fevkinde, ancak içtimai, milli olabilir. Milletin içtimaî nizam ve sükunu hal ve istikbalde refahı, saadeti, selameti ve masuniyeti, medeniyette terakki ve tealisi için insanlardan, her hususta alaka, gayret, nefsin feragatini icap ettiği zaman seve seve nefsinin fedasını talep eden millî ahlaktır. Mükemmel bir millette millî ahlakiyet icapları, o millet efradı tarafından adeta muhakeme edilmeksizin vicdanî, hissî bir saikle yapılır. En büyük millî his, millî heyecan işte budur.” (4) En büyük milli his ve en büyük milli heyecan olan milli ahlakımız bizlere -çağların tecrübesini içinde bulundurarak- şu vaazı vermektedir:

“Milli görev icap ettiğinde milli menfaat uğruna seve seve nefsinizden ve çürük ten kafesinizden vaz geçin!” Ayrıyeten vurgulamak icap eder ki milli yolunda milli amaçlarına yürüme inancına sahip milletimizin kutsal değeri olan milli ahlak, hiçbir şekilde siyasi, sosyal ve ekonomik çıkarlar doğrultusunda araçlaştırılamaz. Milli vicdan böylesine bir kara lekeyi milli tarihimize sürmeye çalışanları affetmeyecektir.

Son operasyonlarda gerçekleşen elim olaylar sonucu şehit olan askerlerimizin aziz hatırasını yüreğimde hissederek, Onların hatıralarını yaşatmaya davet ediyorum. Ruhları şad, mekanları cennet olsun.

Kaynakça:

(1) Nihal Atsız, Çınaraltı, 7.sayı, 20 Eylül 1941

(2) Sencer Divitçioğlu, Asya Üretim Tarzı ve Osmanlı Toplumu, Alfa Basım Yayım Dağıtım, 2015, s.50.

(3) Tav. Edilen Kaynaklar: Ahmet Yaşar Ocak, Babailer İsyanı; Mustafa Akdağ, Celali İsyanları.

(4) M. Kemal Atatürk, Medeni Bilgiler, Toplumsal Dönüşüm Yayınları, 2010, s.43.

06.03.20 tarihinde Günlük Ticari, İktisadi ve Siyasi Haberler Gazetesi Ticari Hayat’ta yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın