Kavramları Yeniden Düşünmek

Doğa bilimleri hayatın fizyolojik, biyolojik, kimyasal yönlerini araştırırken; sosyal bilimler yaşamın toplumsal yanını ve insan davranışlarını araştırılar. İnsanın konu edinildiği bu araştırma sürecinin bilimsel bir disiplin haline gelişi 18. yüzyılın başlarına denk gelir. Avrupa’daki Rönesans-Reform, bilimsel icatlar, sanayi devrimi, Fransız İhtilali, kentleşme gibi olay ve süreçlerin getirdiği toplumsal değişime dair geliştirilen düşünsel çaba, sosyal bilimlerin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Sosyal bilimler yapısallığı itibariyle, doğa bilimleri kadar deneye başvuramazlar. Doğa bilimlerinin maddedeki değişimi ölçebiliyor oluşu, doğruluğunun göstergesi olurken; sosyal bilimlerin toplumsal değişimi ölçme parametresi ise elle tutulabilen bir deneyselliğe sahip değildir. Sosyal bilimlerde, deneysellikten ziyade teori-metodoloji-mantık gibi kavramsal düşünme ve araştırma daha hakimdir. Bu bağlamda, tanımlanan kavramlar temel alınarak inşa edilen bilimsel disiplinler bütünüdür.

Sosyal bilimlerin gelişim gösterdiği Avrupa, toplumsal değişimi incelerken etrafında dolayısıyla kendinde gördüğünü mercek altına almıştır. Bu bilimsel faaliyet, kendiliğine dair düşünsel çabasının bir ürünüdür. Refleksif düşünsel çaba bilimsel disiplinleri geliştirmekle beraber kimlik edinimi de sağlamıştır. Sözgelimi, toplumsal sınıfların oluşumuna dair geliştirilen teoriler Avrupa toplumlarının tarihsel arka planından beslenmiştir (tarihsel özgüllük ilkesi).  Bu yönüyle sosyal bilimler, incelenen toplumsal yapının gerçekliğinden bağımsız değillerdir. Bilimsellik iddiası ile ortaya atılan tezin sınırları, incelenen olgusal gerçekliğin zaman ve mekan sınırları ile bağlantılıdır. Sözgelimi bu sınırlılık olmasaydı herhangi bir toplum yapısının tamamen çözümlenmesi ile diğer toplum yapılarının çözümlenmesine gerek kalmazdı. Şüphesiz her toplumun kendine özgü gelişim evreleri olmak ile beraber diğer toplumların gelişim evreleri ile benzeştiği, kesiştiği, etkileştiği noktalar vardır. Varsayım olarak, her toplumun aynı şekilde gelişim evreleri gösterdiği düşünmek indirgemeci bir yaklaşım olarak kaçınılmaz hatalara yol açabilmektedir.

Türkiye bugün, teknoloji-tarım ürünleri-ham madde ithal ettiği kadar sosyal bilim de ithal etmektedir. Yurt dışından gelen her şeyin daha iyi olduğuna dair genel kanı her yeni gelen şeyi meraklı gözlerle seyretmeye, aşina olduktan sonra da kullanma ile sonuçlanmaktadır. Sosyal bilimler açısında da ithal edilen her bilgi-metot-şablon bizim toplumumuz ile ilgili midir, alakalı mıdır diye düşünülmeksizin kabul edilmektedir. Sözgelimi, kapitalist ekonomi için gerekli sermaye birikimi Türkiye’de var mıdır? Anadolu somut gerçekliğinde; burjuvazi sınıf ortaya çıkmış mıdır, işçi sınıfı sanayi toplumuna geçememiş bir yaşantıda oluşabilir mi? Eğer Türkiye’nin Anadolu somut gerçekliği, Avrupa somut gerçekliğinden farklı ise; sosyal bilimlerin Avrupa somut gerçekliğini analizi ile ürettiği kavramlar, Anadolu somut gerçekliğini nasıl tanımlayabilir? Bu kavramlar üzerinden geliştirilen algılama şablonu ile anlamlandırma ve yorumlamada da zincirleme hatalar kaçınılmazdır. En basitinden Türk kültür kodlarının en başatı konar-göçer/yarı yerleşik bir yaşam tarzıdır. Avrupa, medeniyet tasavvurunu yerleşik yaşam/kentli olmak üzerinden geliştirdiğinden otomatikman Türkler medeniyet dışı kalmaktadır. İthal edilen fikrin sorgulanmadan kabulü, kendisini medeniyet dışı sanan ve dolayısıyla kendisi ile çatışan-çelişen bir düşünüş tarzı peyda etmektedir. Oysa durum basittir. Türkler farklı bir yaşam tarzı benimsemiş olup bu yaşam tarzı üzerinden medeniyet tasavvuru geliştirmelidirler. Konar-göçer olmanın gelişmiş ve ileri bir toplum olmak için yetersiz olduğuna dair kanaat ithal sosyal bilimin incelediği somut gerçeklik ile bizim somut gerçekliğimizin farklılığından kaynaklanmaktadır. Anadolu somut gerçekliği üzerinden, bugünden düne bakan bir anlayışla tekrardan kavramları ele almamız gerekmektedir.

19.06.20 tarihinde Günlük Ticari, İktisadi ve Siyasi Haberler Gazetesi Ticari Hayat’ta yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın