Anadolu’nun A’sı

“İnebolu’ya çıktığımız zaman biraz sert, fakat çok sağlam bir hava bizi kucakladı. Uzakta, yüksek, karlı, temiz ve vakarlı dağlar… Önümüzde gür sesiyle homurdanan hudutsuz deniz… Bu dağlar yerlerinden kımıldamadıkça, bu deniz kuruyup yok olmadıkça, Türk bu yerin, bu suyun efendisi kalacaktır… İşte bu his, Anadolu’nun bana ilk ilhamı oldu.” diyor Yusuf Akçura, Kurtuluş Savaşı’na destek için Anadolu’ya çıktığı ilk andaki hislerini anlatırken. Türk aydını Osmanlı İmparatorluğu’nun iniltili çöküşü ile sarsılmıştı. Çöküşü görenler, yozlaşmanın, bozulmanın nedenlerini sormaktan yılmış; çaresizliğin kollarına düşmüşlerdi. Fakat beyinlerinin bir yerlerinde, yüreklerinin bir köşesinde kıvılcım parlıyordu. Toroslarda dumanı tüten Yörük çadırıydı o… Anadolu Tanzimat’tan itibaren Türk aydının yönelmeye başladığı, ilham kaynağı bellediği, gidip görmediği uzaktaki köydü. Savaş zamanı can ve kan vergisini esirgemeyen Anadolu, Türk aydını için düşünce susuzluğunu kandırdığı pınar olmuştu. Umudun, canlılığın, samimiyetin, Türk hoşgörü ve medeniyetinin beşiği Anadolu. Şen olunan akınların, alabildiğine bozkırların yuvası Anadolu. Hayalin ve umudun simgeleştiği Anadolu’nun gerçekleri ise can yakıcıydı. “…Asıl vatanı, asıl milleti, Anadolu’yu hesaba katmıyor. Orası, buradaki nifaklardan ve pisliklerden arıdır. Orası, benim gözümde, ıstırabın en özlü alevlerinde kaynaşıp pişmiş bir hayat mayasıyla yoğrula yoğrula kutsallaşmıştır… Şimdi ne görüyorum? Anadolu… Düşmana akıl öğreten müftülerin, düşmana yol gösteren köy ağalarının, her gelen gasıpla bir olup, komşusunun malını talan eden kasaba eşrafının, asker kaçağını koynunda saklıyan zinacı kadınların, firengiden burnu çökmüş sahte sofuların, cami avlusunda oğlan kovalıyan softaların türediği yer burasıdır.” diyor Yakup Kadri Yaban adlı romanında. Gerçeğin travması. Anadolu’nun İstanbul’dan düşlenişine benzemeyen gerçeğine temas. Çıplaklığın rahatsızlığı. Türk aydının bunalımının başladığı yer. Hayal ve hakikat çarpışması sadece burada kalmadı. Yıllar yılı sürdü gitti. Refah, ileri, uygar, gelişmiş Anadolu hayali kurdu aydınından, sanatçısına; siyasetçisinden, halka kadar herkes. Hakikat ise pek ters yönde gelişti. Yıllar yılı vaatlerin, söylevlerin, edebiyatın(!) aracı oldu Anadolu. Ne miting alanlarındaki yükselen sesler ne de üzerine yazılanlar kadar gelişti Anadolu..! Şimdilerde ise kimselerin umurunda mı? 

Bugün Anadolu deyince romantik bir anlatıdan öteye gidiyor mu, yorum sizin. Halk deyince yoksulluk deyince yokluk deyince ağırlığı var mı bu sözlerin, yorum sizin. Kurtuluş Savaşı deyince cumhuriyet deyince ne düşünür insan, düşünce sizin. Milletler siyasi varlıkları, iktisadi gerçekleri, dil, yurt, tarih ve ahlak birlikteliği ile ayakta kalırlar. Ortak ülküleri doğrultusunda hız alırlar. Bugün, bizler için Türk Milleti yeniden mayalandığı Anadolu ne ifade etmektedir? Bayrakları bayrak yapan kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır ezberinin ötesinde ne ifade etmektedir? Kuru lafların, söylene gelenlerin, alışılmışın, tekrarın faydası yoktur. Bugün Anadolu’nun yüzyıllık gerçekleri hala dipdiri ayaktadır. Mayası kadar derdi de sapasağlam ayaktadır. Yüz akı kadar alnına çalınan kara vardır. Feryat kadar mutluluk belki acı gülümseme vardır. Ne eskisi gibidir ne yeni gibi. Ne kitaptaki hayali ne gerçeği vardır. Nerededir Anadolu, biz Anadolu’nun neresindeyiz? En iyisi şaire bırakayım sözü, Nüzhet Erman’a.

‘‘Köylü efendimizdir’’ demişti Atatürk 

O hâlâ kuru kuruya efendi – biz çoktan sayın bayız 

‘‘Arapça mı okunsun – Türkçe mi ezan’’

Eller Ayda – biz yağmur duasındayız 

‘‘Fert başına düşen millî gelir – falan – filân’’ 

Derken sabahları bulgur çorbasındayız 

‘‘Açıktadır köylerde pis su ve lağımlar’’ 

Arayıp bulma değil – örtme çabasındayız 

‘‘Yüzyıllarca gerideyiz – ortak pazar ülkelerinden’’ 

Desene kağnı arabasındayız 

Onu bilirim ben – onu söylerim 

Daha biz Anadolu’nun (A) sındayız.

26.02.21 tarihinde Günlük Ticari, İktisadi ve Siyasi Haberler Gazetesi Ticari Hayat’ta yayınlanmıştır.

Görüşlerini Önemsiyorum, Yorum Yapmalısın!